Belarus Başkonsolosu: Batı, göçmen krizinde sessiz kalıp iletişim araçlarını baltalamayı tercih etti

HomeHaber

Belarus Başkonsolosu: Batı, göçmen krizinde sessiz kalıp iletişim araçlarını baltalamayı tercih etti

my-portfolio

Kasım ayında binlerce göçmenin Polonya- Belarus sınırında toplanmasıyla had safhaya varan mülteci krizi, bugünlerde Minsk yönetiminin ...

Belarus başkanı Lukaşenko, ülkede akın hazırlığı yapan bir kümenin yakalandığını duyurdu
Belarus, Litvanya’dan demiryolu ile gelen eserlerin transitini yasakladı
Belarus lideri Lukaşenko: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekten de dostça ilişkilerimiz var

Kasım ayında binlerce göçmenin Polonya- Belarus sınırında toplanmasıyla had safhaya varan mülteci krizi, bugünlerde Minsk yönetiminin hamleleriyle durulmuş olsa da, Batı ülkelerinin insanlık krizlerinde pasif tutumu bir kez daha tezahür etmiş oldu. Göçmenlerin sınırda AB’ye geçmek için yoğun olarak beklediği o dönem, Polonya göçmenlere göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etmişti. AB sınırları içine girişlerine izin verilmeyen ve günlerce dondurucu soğuk altında bekleyen göçmenler daha sonra, Belarus hükümeti tarafından sınır yakınlarındaki bir barınma tesisine yerleştirilmiş, hatta ülkelerine geri dönmek isteyen göçmenler için ise söz konusu ülkelerin hükümetleri ve Belarus hükümeti işbirliği ile uçak seferleri düzenlenmişti.

Bugünlerde göçmenlerin bekleyişi bu çabalarla sona erdirilmiş olsa da Avrupa’nın kriz sürerken hedefinde Belarus ve Rusya’nın yanı sıra Türkiye de vardı. Batı medyası o dönemde ismi açıklanmayan yetkililere dayandırdığı haberlerle, Türk Hava Yolları ve Rus Aeroflot havayolu firmalarının Belarus- Polonya sınırına göçmen taşıdığını iddia etmiş, bu suçlamalar her iki ülkeden yetkililer tarafından yalanlanmıştı.

Halbuki, Türkiye ve Belarus’un Batı medyasının iddialarının hedefi olmanın ötesinde pek çok ortak paydası var. Bunların en önemlilileri, her iki ülkenin liderlerinin 1.5 milyar dolara yükselmesi hedeflenen ticaret hacmi, bir diğeri de Türkiye’nin dört bir yanına ‘küçücük parçalar halinde’ dağılmış olan Belarus diasporası ve aynı Belarus gibi Türkiye’nin de Batılı ülkelerin ‘kapı duvar’ politikası sebebiyle mülteci krizinin tüm ağırlığını üstlenmiş olması. Belarus Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Aleksey Shved, hem bu iki alanda ülkelerin yapabileceklerini hem de mülteci krizinin arka planını ve Sputnik’e anlattı.

‘Türkiye ve Belarus’un 1.5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi konusunda umutluyuz’

Belarus’un Türkiye ile ticaretinde öncelikli hedefi nedir? Bu ilişkiler hangi alanlarda geliştirilmelidir? Başkonsolos Shved’in bu soruya yanıtı “Daha küçük ölçekte de olsa Belarus, Türkiye’nin ekonomisini tamamlayıcı bir ekonomi olarak görerek ticaretimizi nihai olarak dengede tutmaya çalışıyor. Türkiye’nin meyve/sebze, tekstil veya makine gibi geleneksel emtia ihracatı oldukça rekabetçiyken; gıda ürünleri, gübre, petrokimya veya odun üretimi gibi sektörlerde de Belarus’un rahat hissedebileceğini söyleyebiliriz. Birkaç yıl önce, Belarus ve Türkiye’nin cumhurbaşkanları, ekonomilerimizi ikili ticarette yılda toplam 1.5 milyar ABD doları olarak belirlenen bir değerle üst sınıra bağlamayı kabul etti. Ne yazık ki, geçen yıl küresel beklenti konusunda çok sayıda başarısızlıklar yaşadık, ancak bu yılın başından itibaren her iki ekonomide de sağlanan ikili ticaret rekoruyla birlikte yükselen bir büyüme kaydedilmesi, bize başarılı olacağımıza dair iyimser bir his veriyor” oldu.

‘Karadeniz ile Baltık Denizi arası kara bağlantısı canlandırılabilir’

İlişkilerin ülkelerin birbirini ekonomik anlamda destekleyen ve tamamlayan bir strateji güttüğü takdirde hızla yükseleceğini söyleyen Shved “Bana göre ekonomik tamamlayıcılık bu çabanın merkezinde olmalıdır. Belarus, yalnızca yurt içinde değil, aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin daha büyük pazarlarına yönelik tasarlanan bir dizi cazip teşvikle, Avrasya Ekonomik Birliği’ne açılan önemli bir kapıdır. Coğrafi olarak karayla çevrili olsa da Belarus, Karadeniz ile Baltık Denizi’nin tam ortasında bir ülke. Bu da denizler arası bağlantının daha canlı bir yolunun açabileceğini işaret ediyor. Türkiye, kendisini hem bölgesel bir ekonomik lider olarak hem de belirli sektörlerde küresel bir paydaş olarak konumlandırmakla iyi bir iş çıkardı. Her iki ülke için de kazançlı olabilecek şey, bölgesel refah ve güvenliği öne çıkaran ortak projelerde sinerji bulmaktır” diye anlattı.

‘Türkiye ve Belarus halkları birbiri hakkında az şey biliyor’

Türkiye’deki Belarus vatandaşlarının da ülkeler arası ilişkilerdeki rolünü hatırlatan Shved

“Türkiye ve Beyaz Rusya halkları arasındaki kültürel ilişkiler nasıl güçlendirilebilir” diye sorulması üzerine ise şunları söylüyor:

Kişisel görüşüm, Belarusluların ve Türklerin kültürel kimliği konusunda farkındalık eksikliğimizin devam ettiği yönünde. Coğrafyamız ve iklimimiz hakkında çok şey biliyoruz, ancak iki topluluğumuzun gözünde kim olduğumuz hakkında çok daha az şey biliyoruz. Çok açıkça örneklendirmek gerekirse, Belaruslular, deniz manzaralar ve bunun gibi şeylerin tadını çıkarmak için Türkiye’ye seyahat etme eğilimindeler. Alternatif olarak, birçok Türk, Minsk’in gece hayatı ve kumarhaneleriyle ilgilenmeyi seviyor. Odak noktamız, ülkelerimizin çeşitliliği hakkında farkındalık yaratmak olmalıdır. Bu yıl TÜRSAB’ın, insanların Belarus’a bir aile gezisi için gidebilmelerini sağlamak adına hangi noktalarda kendimizi geliştirebileceğimize dair fikirlerini paylaşmasına yardımcı olduk. Ortak eğitim projelerimiz de devam ediyor, arkeolojik işbirliğini başlatmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki yıl diasporayla ilgili etkinlikler dışında da, ilişkilerimizin kültürel açıdan yoğun gündemini artırabilmek için, Türkiye’de birkaç anlamlı projeyi hayata geçirmeyi planlıyoruz. Muhteşem ülkenizin mutfak, folklor, tarih ve tabii ki doğal değerleriyle daha yeni bir imaj oluşturup tanıtmak için Minsk’teki Türk Büyükelçiliği’nin de bize katılacağını umuyorum.”

‘Göçmen krizininin asıl sorumlusu Belarus’la iletişimi kesen, sınır altyapısının geliştirilmesini reddedenler’

Başkonsolos Shved ile çok büyük oranda geri kalmış olan göçmen krizinin arka planını da Sputnik’e anlattı. Peki, ne oldu da Belarus-Polonya sınırındaki göçmen sorunu Kasım ayında hızla tırmandı? “Bu krizinin en önemli kriz tetikleyicisinin Orta Doğu, Afganistan ve savunmasız Afrika ülkelerinde savaşları başlatan, yürüten ve körükleyen üst düzey “yardımcılar”dır. Temel neden budur ve asla unutulmamalıdır” diyen Başkonsolos şunları anlattı:

“Belarus, iyi veya kötü niyetli tüm giriş ve çıkışlar için mükemmel bir geçiş merkezi olarak konumlandırılmıştır. Bunu görebilmek için haritaya bir göz atmak yeterli. Bununla birlikte, Belarus üzerinden transit olarak yasadışı göç, farklı ölçeklerde de olsa hep var olmuştur. Bu göçmenlere ‘destek veren’ her türden büyük ve küçük “yardımcılar” batıya doğru giden mülteciler üzerinden servet kazanırlardı. Siyasi nedenlerle sınır altyapısının geliştirilmesi için devam eden teknik finansmanı reddedenler, kriz ortaya çıkmadan önce Belarus ile tüm iletişim kanallarını kesenler, donma derecesindeki havada silahsız göçmenlere yasadışı yollarla saldırmak için tazyikli su ve böcek ilacı kullanan, sonuç olarak da bu illegal geri püskürtmelerle durumu tehlikeli bir tırmanış noktasına taşıyanlar da onlar. Öte yandan, Belarus, bu garip durumda başından sonuna kadar açık ve şeffaf oldu, hiçbir şey saklamadı ve uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmedi. Uluslararası insani yardım kuruluşlarına erişim sağlanarak göçmenlere, barınma, yiyecek ve su yardımında bulunuldu. Hiçbir zaman göçmen akını için nihai bir hedef olmadık, bu yüzden ülkemizdeki göçmenlerin çok azı burada kalmak için sığınma talebinde bulundu.”

‘Belarus, Polonya’nın aksine gözlemci olmayı değil hayat kurtarmayı seçti’

Kriz sonrası bilançoyu da aktaran Başkonsolos Shved “Bazı tahminlere göre bölgede, o zamandan beri geriye 3,5 binin üzerinde göçmen kaldı. Kasım ayının başından beri Bruzgi yakınlarında, sınırın Belarus tarafındaki geçici bir kampta, yaklaşık bin sığınmacı, mülteci ve göçmen kalmaya devam ediyor. Belarus, Polonyalı yetkililerin aksine bir yan gözlemci olmayı değil, göçmenlerin hayatlarını kurtarmak için gereken her türlü şeyle onlara yardımcı olmayı seçti. Polonya bu süreçte sadece sığınma talebinde bulunan yabancılara karşı değil, aynı zamanda zor durumdaki insanlara merhamet göstermeye çalışan kendi vatandaşlarına karşı da kanunsuz politikalar izledi. Örneğin, Polonya Halk Birliği, gönüllü doktorların, Polonya ordusu tarafından saldırıya uğradığı ve ordunun tekerlekleri yumruklayarak ve farları kırarak doktorların arabalarına zarar verdiğini bildirdi. Gazetecilerin sınır bölgelerine erişimi hiç olmadı. Oraya girmeyi başaranlar kendilerini zorla gözaltına alınma riskiyle karşı karşıya buluyor. Belarus ise aksine, yabancılar da dahil olmak üzere yerel gazetecilere ve medya temsilcilerine kapılarını hep açık tuttu” diye devam etti.

‘Batı tüm iletişim araçlarını baltaladığından, Belarus’un elinde Türkiye’ye kıyasla daha az şey kaldı’

Elbette, Türkiye ve Belarus’un ortak paydalarından birisi de her iki ülkenin Batı ülkelerinin göç konusundaki ‘kapı duvar’ politikasıyla karşı karşıya kalması. Zira, AB ile göç anlaşması imzaladığı 18 Mart 2016’dan bugüne kadar Türkiye’nin elinde birliğe üyeliğinin hızlandırılması, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize muafiyetinin sağlanması gibi gerçekdışı vaatler ve geciken ödemeler kaldı.

Türkiye-AB göçmen krizi ile Batı ülkeleri ve Belarus arasındaki krizi kıyaslayan Başkonsolos Shved “Göç krizlerinin genel nedenleri benzerdir. Çaresiz insanlar, anavatanlarındaki yıkımdan kaçarak daha iyi bir yaşam için çabalarlar. Tamamen makul ve adil olan, kargaşa ve çöküşe neden olan kişilerin sorumluluğu kabul etmeleri ve üstlenmeleridir. Bu, Batı’nın çifte standartlarının ortaya çıktığı, kaçındığı ve yarattığı karmaşayı temizlemek yerine anlaşmaları tekrar tekrar müzakere etmeye istekli hale geldiği noktadır. Belarus ile Türkiye arasında farklı olan sadece coğrafya ve müzakere araçlarıdır. Ne yazık ki, Batı sessiz kalmayı, tüm iletişim araçlarını baltalamayı ve hatta sınırımıza Berlin’inki gibi bir duvar dikmeyi tercih ettiğinden, Türkiye’ye kıyasla elimizde daha az şey olduğunu söyleyebilirim” değerlendirmesi yaptı.